Loading...

türkiyeden kaçırılan eserler


YURT DIŞINA KAÇIRILAN TARİHİ ESERLER 
ALMANYA
Boğazköy Sfenksi  
Bergama-Zeus Sunağı
Aphrodisias-İhtiyar Balıkçı Heykeli 
Konya-Beyhekim Camii Mihrabı
Hacı İbrahim Veli Türbesi
Troya eserleri 
RUSYA  
Troya eserleri.  
AVUSTURYA
Suben sınır kapısında ele geçirilen eserler 
Üçlü Hekate Heykeli
ABD 
Herakles heykeli,  
Kumluca eserleri.  
DANİMARKA 
Diyarbakır Müzesi Sfenks figürini  
Akşehir Seydi Mahmut Hayrani Türbesi’ne ait sanduka  
Cizre Ulu Camii kapı tokmağı
Nuru Osmaniye Kütüphanesi Kur-an’ı Kerim yaprakları
İTALYA 
İtalya Interpolü’nce ele geçirilen yazıt.  
FRANSA 
Lidya eserleri.

ALMANYA’YA YA KAÇIRILAN TARİHİ ESERLER 
ZEUS TAPINAĞI  
Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus tapınağının yapılabilmesi için, Anadolu’nun erken evrelerine 
ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun 
seviyesinde, hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik 
parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar 
dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde 
başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin icara 
verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. 
Ancak  İmparator  Hadrian'ın  kararıyla paralar ödenince tapınağın inşaasına başlanabildi. 
İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, 
tapınağın ön galerisinin  (pronaos) kuzey tarafında özel olarak bu yazıta hazırlanmış olan 
yerinde bugün dahi bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. 
Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in
erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsetmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve 
kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu 
çizimler, 13. yüzyılda tapınağın etrafındaki surlarda korunak arayan Çavdarlar'ın 
yaşamlarından sahneler göstermektedir. Peristasiste  kısa yanların her birinde 8, uzun yanlarda 
15'er İon  sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar (pronaos, cella ve opisthodomos) arasındaki uzaklık, 
sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir 
tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan 
tapınak ile tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının birleşimi, Anadolu'daki Roma mimarlık 
sanatında pek alışılmamış bir durumdur ve tam bir benzerine rastlanmamıştır. Cella, 
opisthodomos ve  pronaosu bütünüyle kaplayan alanın altındaki alt yapının daha önceki 
araştırmalarda Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Tanrıça Kybele'sinin kült yeri 
olduğu düşünülmektedir. Tapınağın kuzeybatı alınlığında orta akroterde bir kadın büstünün 
bulunması, tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kybele'ye  de 
adanmış olduğunu gösterir. Son araştırmalar ise tapınağın çift tanrıya, hem  Zeus hem de 
Kybele'ye  adanmış olamayacağını ortaya koymuştur. Etki uyandıran alt yapı ise belki de 
kehanet yeri veya tapınağın deposu işlevini görüyordu. Kadın büstü biçimli akroter, tapınağın 
önünde, buluntu yerine yakın bir yere konmuştur.6
DANİMARKA’YA KAÇIRILAN ESERLER 
Seydi Mahmut Hayrani Türbesi Sandukası
Seydi Mahmut Hayrani 1268 yılında vefat ettikten sonra onun anısına bir türbe yapılmıştır. 
Bu türbede bulunan Seydi Mahmut’un sandukası İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde 
193 numarada kayıtlıdır. Ceviz ağacından yapılmış, devrinin en güzel sanat eseridir. 
Üzerindeki işlemeler devrinin sanat özelliğini yansıtır. 2 metre boyundaki sandukanın 
üzerinde dört tane kitabe bulunmaktadır. Bu gün Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki David’s 
Samling Müzesi’nde sergilenmektedir.
Cizre Ulu Cami Kapı Tokmağı
639 yılında kiliseden camiye çevrilen Cizre Ulu Camii çeşitli dönemlerde yenilenmiştir. 1156 
yılında inşa edilen dörtgen minarenin üzerindeki firuze kaplamalar dökülmüş durumdadır. 
Yapının kapısı üzerinde, insan ve hayvan motiflerinin bir arada tasvir edildiği kapı tokmakları
Danimarka Kopenhag Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu kapı tokmağı tunçtan olmakla 
kalmıyor üzerinde Cizre ejderleri bulunuyor Sfenks ejderler, badem gözlü sivri kulaklı kanatlı
yaratıklara benzetilmiş ve birbirlerinin kanatlarını ısırır şekilde yapılmışlardır
Diyarbakır Müzesinden Kaçırılan Sfenks Figürini 
Diyarbakır Müzesi’nden çalınan sfenks figürininin envanterlerine 1978 tarihinde geçtiğine 
dikkatimizi çekmişlerdir. Diyarbakır müzesi Raporlarında sfenksin çalıntı tarihi 1979 Aralık 
Ayı olarak bildirilmiştir. Ancak, 1958 yılında Müze envanterlerine kaydedilen sfenksin, 1964 
yılında Prof. Dr.  Şerare Yetkin, 1965 yılında Dr.Eva Baer, 1968 yılında Prof.Dr. Nejat 
Diyarbekirli, 1978 yılında Prof.Dr. Ülker Erginsoy ve daha birkaç kişi tarafından 
yayımlanmıştır. Ayrıca fotoğraflarından yapılan incelemede Koleksiyon’daki Sfenks’in 
Diyarbakır Müzesi’nden çalınan sfenks olduğuna hiç  şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle 
Diyarbakır Müzesi kayıtlarından sfenksin çalıntı tarihinin yeniden incelenmesi gerekmektedir.
İstanbul Nuru Osmaniye Kütüphanesi Kuran Yaprakları
11 ekim 2001 tarihinde yapılan David’s Samlind Müzesi toplantısında Sfenks figürininden 
ayrı olarak  İstanbul Nur-u Osmaniye Yazma yaprakları bulunmuştur. Müzenin 27 envanter 
numarasına kayıtlı el yazma Kur’an-ı Kerim’e ait 1001 yılında Sothbey’s de satışa çıkarılmış
ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla satışı durdurulmuştur. Eserler Kütüphanesi kuran  7
AVUSTURYA’YA KAÇIRILAN ESERLER 
Avusturya’nın  Doretheum kentinde 1997 yılında müzayedede satışa sunulan Üçlü  Hekate
Heykeli’nin,Adana’nın Ceyhan ilçesinde bulunan Sirkeli Höyükten çalındığı yönündeki 
Büyükelçilik ihbarı üzerine yapılan çalışmalar sonucu heykelin satışı durduruldu. 
Eserin Türkiye’den kaçırıldığının ispatlanması ve iadesinin sağlanması için Ankara Anadolu 
Medeniyetleri ve Adana müzeleri ile Ankara Üniversitesi’nden konuya ilişkin alınan 
rapor,Viyana Kültür Müşavirliği aracılığı ile Avusturya makamlarına iletildi.Eserin geri 
alınması için açılan dava devam ediyor. 
Avusturya’nın  Suben Sınır Kapısı’nda 1999 yılında ele geçirilen eserleri yerinde incelemek 
üzere  İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile Türk ve  İslam Eserleri Müzesi’nden 2 uzman 
Avusturya’da görevlendirildi. 
Uzmanların hazırladığı rapora göre,eserlerin çoğunluğunun Anadolu kökenli olduğu 
anlaşıldı.İadeyle ilişkin belgeler,Adalet Bakanlığı’nca Avusturya makamlarına iletildi.Kültür 
Müşaviri Meral ÇERÇİ,taptığı araştırmada,Hekate Heykeli’nin 46 cm. boyunda 
olduğunu,heykelin kaidesi üzerinde bulunan üç satırlık yazıtın ilk satırında verilen 164.yıl 
sayısına göre bu eserin M.Ö.67 yılında başlayan  Mopsuhesta(Misis)antik kenti yerel takvimine 
göre M.S.97 yılına tarihlendiğini saptadığını söyledi.8
İNGİLTERE’YE KAÇIRILAN ESERLER 
Hacı Bayram Veli Şamdanı
Hacı Bayram Velî’nin vefatından sonra, bronz üzerine gümüş işlemeli bir şamdan yaptırarak, 
üzerine de kitâbesini kazıtarak Hacı Bayram Türbesine vakfetmiştir. ‘’Söz konusu şamdan 28 
Nisan 1994 tarihinde Londra’da Sotheby’s Müzayede evinde bir milyon Sterlin, o tarihlerde 
10–11 milyar TL, fiyatla açık arttırmaya çıkarılmıştır.
                         9
ALMANYA’YA KAÇIRILAN TRUVA HAZİNELERİ  
Kral Priamos'a ait olduğu söylenen Truva hazineleri 1873 yılında Alman arkeolog Heinrich 
Schliemann tarafından Türkiye'den kaçırıldı ve Almanya'ya götürüldü.Eserler başta 
Almanlar'ın elindeyken daha sonraları Rusya'ya kaçırıldı.Hazine su anda Moskova'daki 
Puşkin müzesinde sergilenmektedir.Bu hazinelerin Ruslar'ın eline nasıl geçtiği bilinmesede 
hazineler için Türkiya, Almanya, Rusya ve Yunanistan rekabet içindedir. 
Hazine gösterime açıoldığında toplum hazinelere büyük ilgi göstermiş ve müze yetkilerinden 
Irana Antonawa bir günde ancak sınırlı sayıda ziyaretçi alabileceklerini söylemiştir.Bunun 
yanı  sıra hazineler için yapılan ülkeler arası sürtüşemelere de Truva Hazineler'i yasal olarak 
bizim malımızdır  şeklinde bir açıklama getirmiştir.Ayrıca Truva hazineleri'nin  İkinci Dünya 
Savaşı tazminatı olatk Almanya'dan alındığı bildirmiştir. 
Ayrıca TIME dergisi bu konuyla ilgili geniş içerikli bir yazı yayımladı ve yazıda Schliemann'ın 
kazıları Osmanlı Hükümeti'nden izinsiz gerçekleştirdiğini, kazılar sırasında bugün hisarlık 
olarak adlandırılan bölgeye büyük ölçüde zarar verdiği ve bölgeden pek çok tarihi eser 
kaçırdığı yayınlandı. 
Dergide hazinelerin kaçırıldıktan sonraki öyküsü ise şöyle anlatılıyor: 
Tarihi eserler Almanya'ya kaçırıldığında 1945 yılına kadar bir hayvanat bahçesinde gizlendi, 
daha sonra  İkinc Dünya Savaşı patlak verdi ve savaşta Almanya'nın yenilmesi üzerişne 
Sovyat Kızılorduları Berlin'e geldi ve eserleri Moskova'ya götürmek istedi.Bunun üzerine 
hazine koruyuıcusu Wilhem Unverzagt eserleri sandıklarla Kızılordu'ya verdi.Daha sonraları
hazineler Berlin Hükümetince kayıp ilan edildi. 
Almanya hükümeti'nin hazineleri geri alma adına yaptığı çalışmalar sonuşsuz kaldı.Ayrıca 
Almanya ile Sovytler Birliği arasında yapılan dostluk anlaşmasında kaçırılan yada kayıp ilan 
edilen eserlerin iadesi ile ilgili bir madde bulunmamaktadır.Fakat olaylar sadece bu iki ülke 
arasında sürmemekte.Hazinelerin Atina'da sergilenmesine Yunanis'tan adeta can atmakta ve 
Türkiye'de hazinelerin ana vatanına gönderilmesi için Kültür Bakanlığı aracılığıyla pek çok 
görüşme gerçekleştiriyor. 
Öte yandan Truva Antik Kenti'nin milli park haline getirilmesi Türkiye'de halen bir istek iken 
Alamnya bu konunun üstüne fazlaca eğiliyor.Ayrıca Rusya'nın çıkardığı yeni yasayla da ele 
geçirilen tarihi eserlerin iadesinin söz konusu olamayacağı bildiriliyor ve Almanya'nın bu 
konudaki girişimlerine kısaca "hayır" deniyor. 10
ELMALI SİKKELERİ  
M.Ö. V. Yüzyılda Perslerin Yunanistan'ı istila etmelerinden sonra Atina  Şehir Devleti'nin 
önderliğinde Akdeniz çevresi  şehirlerinden oluşan bir birlik kurulmuştu (Atik - Delos Deniz 
Birliği). Birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden kendi 
gücü oranında katkıda bulunuyordu.                                                        
984 yılında Antalya'nın Elmalı İlçesi'nde kaçak kazılar sonucu bulunan yüzyılın definesi 
Elmalı Sikkeleri o bölgede bulunan bütün  şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık 
1900 adet sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki  şehir devletlerinin parası idi ve 
içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri de vardı. 
Söz konusu sikkelere yüzyılın definesi denmesinin en önemli nedeni; Yunanlılar Persleri 
yendikleri için bir anı parası  çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi bir drahmi, en 
fazla 4 drahmi iken anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı (10 drahmilik para = 
Dekadrahmi).  
Bu sikkeler çok az sayıda basılmıştı ve 1984 yılına kadar dünyada sadece 13 tanesinin 
varlığı bilinmekte idi. Elmalı Definesi'nde ise bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.  
Elmalı Definesi'nin bulunmasıyla insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlanmış
ve dünyada bilinen Dekadrahmi sayısı iki katına çıkmıştır.  
Elmalı Sikkelerinin Anadolu'ya Geri Getirilişi  
18 Nisan 1984 tarihinde Antalya / Elmalı İlçesi'nin Bayındır Köyü'nde gerçekleştirilen kaçak 
kazılar sonucunda yaklaşık 1900 adet gümüş sikke bulunmuştur. Kaçak kazının ihbar 
edilmesi sonucunda kazıyı yapanlar ve sikkeleri pazarlamak isteyenler Mali Polis tarafından 
takibe alınmışlar ve tutuklanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.  
Ancak yurtdışına kaçan ve defineyi Avrupa ve ABD.'nde müzayede firmalarına, özel 
koleksiyonlara pazarlayan Fuat Üzülmez, Edip Telliağaoğlu ve Nevzat Telliağaoğlu hakkında 
gıyabi tutuklama kararı bulunmaktadır.  INTERPOL  kırmızı Bülteni ile aranan Edip 
Telliağaoğlu ayrıca Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır. Fuat Aydıner ise  Şubat 1989'da 
İstanbul'da tutuklanmıştır.  
10 Mart 1988 tarihinde Los Angeles'ta antik sikke müzayedecisi "Numismatic Fine Arts" adlı
şirketin çıkardığı katalogta Elmalı Sikkelerinden 10 adeti yayınlanmıştır. Katalogta sikkeler 
"Güney Anadolu'da 1984 yılında bulunmuş" cümlesiyle tanıtılmıştır. 
Türk Hükümeti anılan açık artırmaya müdahale ederek, sikkelerin satışını durdurmuştur. 
Fima sahibine söz konusu 10 sikkenin ülkemizden kaçırıldığının avukatlarımız aracılığı ile 
bildirilmesi üzerine sikkeler herhangi bir bedel ödenmeksizin ve dava yoluna gidilmeksizin 
ülkemize iade edilmiştir.  
26 Mayıs 1988 tarihinde ise bu kez Zürih'te 3 adet Elmalı Sikkesi "Bank Leu" adlı müzayede 
firmasınca satışa çıkarılır. Los Angeles'ta gerçekleştirilen girişimler Zürih'te tekrarlanır ve 
sikkelerin iadesi sağlamıştır.  
Mayıs 1991 tarihinde yine Zürih'teki bir başka müzayede firması olan "Tkalec", 3 sikkeyi açık 
arttırmaya çıkarınca aynı girişimlerle bunlar da geri alınır. 11
  
Bayındır Köyü'nde kaçak kazı ile bulunan sikkelerin yaklaşık 1800 adedinin Amerikalı
İşadamı, Kolleksiyoncu William Koch'un da dahil olduğu OKS Partners  Şirketince satın 
alındığı saptanmıştır.  
Adı geçen koleksiyoncudan sikkelerin iadesi talep edilmiş ancak olumlu bir sonuç 
alınamaması üzerine 1989 yılında ABD Massachusetts Eyalet Mahkemesi'nde dava açılmıştır.  
Söz konusu davayı ABD'de "Lidya Eseleri" davasını da takip eden Herrick Feinstein 
Avukatlık Firması'nın takip etmesi konusunda New York Başkonsolosluğu'nun yetkili 
kılınmıştır. Elmalı Sikkelerini iade etmemek için dört ayrı avukatlık firması ile savaş veren 
OKS PARTNERS'a karşı sürdürülen her türlü hukuki mücadele başarıyla verilmiştir.  
Yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan toplam 1.900 adet sikkenin 1.661 adedinin davalının 
elinde bulunduğu, diğer bölümünün ise davalı veya diğer şahıslar tarafından başka kişilere 
satılmış veya hediye edilmiş olduğu anlaşılmıştır.  
Elmalı Sikkeleri ile ilgili tüm bilgi ve gelişmelr 16  Şubat 1998 tarihinde yapılan Bakanlar 
Kurulu toplantısında görülmüş ve Elmalı Sikkeleri'nin uzlaşma suretiyle geri alınması için 
gerekli çalışmaların yapılması konusunda Kültür Bakanlığı'na yetki verilmiştir. 
1998 yılı içince yapılan yoğun görüşme ve çalışmalar sonucu Elmalı Sikkeleri'ni elinde 
bulunduran taraflara anlaşma noktasına gelinmiş, ve anlaşma 01 Şubat 1999 tarihi itibari ile 
tüm taraflarca imzalanmıştır.  
Uzlaşma yoluyla sikkelerin geri alınması için davayı adımıza yürüten avukatlık firması
tarafından hazırlanan ve taraflarca imzalanan sözleşmede ülkemizin çıkarları azami düzeyde 
korunmuştur. 
Yapılan anlaşma sonucunda söz konusu sikkeleri iyi koşullarda ülkemize iade eden 
Amerika'lı  işadamı William I. Koch'a, bu olumlu davranışı nedeniyle 04 Mart 1998 günü 
ABD/Washington Büyükelçiliğimizde düzenlenen bir törenle bir rozet verilmiştir.  
Elmalı Sikkeleri 28 Nisan 1999 tarihinde Kültür Bakanı sayın  İstemihan TALAY tarafından 
ülkemize getirilmek üzere teslim alınmış ve 29 Nisan 1999 tarihinde Ankara'ya getirilmiştir.  
Söz konusu Sikkelerin kamuoyuna tanıtılması amacıyla Anadolu Medeniyetleri Müzesinde 
düzenlenen törende eser sağladığı katkılardan dolayı Gazeteci-Yazar Özgen ACAR'a, 
eserlerimizin getirilişi sırasında sigortalanma işlemini gerçekleştiren Başak Sigortaya Kültür 
Bakanı İstemihan TALAY tarafından bir teşekkür plaketi verilmiştir. 1984 yılında ülkemizden 
yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılmış olan bu değerli eserlerin yurda getirilmesi için çok 
yoğun bir hukuk savaşı verilmiş, sergilenen kararlı tutum ile konunun peşinin bırakılmayacağı
ve ülkemize ait her türlü kültür mirasına mutlak suretle sahip çıkılacağı tüm dünyaya 
gösterilmiştir.  
Yüzyılın definesi olarak tanımlanan bu sikkelerin, 21. yüzyıla girerken Türkiye'ye 
kazandırılmasından insanlık adına onur duymaktayız.  12
KARUN HAZİNELERİ  
Parası, malı, mülkü çok fazla olana "Karun kadar zengin" derler. Kimdir Karun? Ve zenginliği 
nereden gelmektedir? 
Karun, "Lidya'nın son kralı." "Anadolu'nun Batı'sında" bir bölge. Güney'i "Karia", Kuzey'i 
"Mysia", Doğu'su "Frigya", Batı'sı "Ionia ve Aiolia" bölgeleriyle çevrili olan alan, Antik Çağ'ın 
"Lidya'sıdır." 
Lidya  İmparatorluğu, parayı icat ederek, insanlık tarihinin önemli buluşlarından birini 
gerçekleştirdi. 
Bu buluş,  İlkçağ dünyasının ekonomik gelişmesini hızlandırdı. 
Lidya,  İlkçağ'ın en zengin ülkesiydi. 
Zenginliğin en önemli nedeni altındı. Tmolos dağlarından çıkan ve Hermes Nehri'ne karışıp, 
başkent Sardes'ten geçen Paktalos Deresi'nin yataklarındaki altın. 
Karun, Lidya'nın son kralı (Milattan önce 560-540 yılları arasında krallık yaptı). 
Güre Köyü, Uşak'a 25 kilometre uzaklıkta. İzmir karayolu üzerinde. İlk soygun 1965'te Güre 
yakınlarında  oldu.
5 köylü, tünel kazıp, mezara girdi.
Sadece bir tutam saçı kalmış olan prensesin tüm mücevherlerini aldılar.
Ve 65 bin liraya sattılar. 
Bir yıl sonra aynı bölgede bir soygun daha oldu  
Soyguncular 150 parça altın takı, gümüş kap ve tütsü kabını alıp, gittiler.
160 bin liraya sattılar. 
Güre'deki üçüncü soygun ise 1968'de Aktepe’de oldu . 
Mezar odasında bu kez altın yoktu.
Soyguncular "duvar resimlerini" ve diğer "tarihi kalıntıları" aldılar.
40 bin liraya sattılar. 
Soyguncular yakalandı. Çalınan eserlerden ise haber yoktu.
Bu eserlerden 55 tanesi, 1985'te, ABD'de, Metropolitan Müzesi'nde sergilendi.
Diğer eserler ise aynı müzenin depolarında saklanıyordu. 
İşte bu eserlerin adı "Karun Hazineleri." 
Dünyada eşi, benzeri bulunmayan bir hazine. 
Türkiye 1987'de, zaman aşımının dolmasına sadece 13 gün kala "Metropolitan Müzesi 
aleyhine" dava açtı. 
Dava 6 yıl sürdü. 
Müze, davayı kaybedeceğini anlayınca 1993'te "Karun Hazineleri"ni Türkiye'ye iade etti. 
Ve hazine Uşak'a geri getirildi.  13
İADE İŞLEMLERİ SÜREN TARİHİ ESERLERİMİZ 
ABD’de Herakles Heykeli ve Kumluca Eserleri 
Danimarka’da Bronz Sfenks Figürleri,Sandukalar,Cizre Ulu Camii Kapı Tokmağı
İngiltere’de Hacı Bayram Veli Şamdanı
Avusturya’da Üçlü Hekate Heykeli 
Fransa’da Lidya Eserleri 
İtalya’da Yazıtlar.... 14
UNESCO 
Geçtiğimiz günlerde UNESCO’nun 33. Genel Konferansı, Paris’te yaklaşık üç haftalık yoğun 
bir çalışmanın ardından tamamlandı. Japon Koichiro Matsuura’nın, dört yıllık bir dönem için 
Genel Direktörlüğe, neredeyse tam bir uzlaşı ile, yeniden getirilmesi; "Kültürel İçeriklerin ve 
Sanatsal Anlatımların Çeşitliliğinin Korunması Sözleşmesi" ile "Sporda Dopingin 
Önlenmesine  İlişkin Uluslararası Sözleşme"nin, "Biyoetik ve  İnsan Hakları Evrensel 
Bildirgesi"nin kabulü, 60. yılını kutlamakta olan bu hükümetler arası, entelektüel örgütün 
Genel Konferansına damgasını vurdu denebilir. 
Dünya üzerinde herhangi bir yerdeki kültürel bir varlığın önemini ortaya koymak için medya, 
söz konusu varlığın UNESCO Dünya Miras Listesinde olduğuna işaret ederek vurgu 
yapmayı, konunun önem düzeyini arttırıcı bir aygıt olarak kullanır ve insanlar da bu vurguya 
neredeyse sihirli bir tepkiyle katılırlar. Bir başka deyimle kamuoyu için UNESCO, sihirli bir 
sözcüktür. Ama, bu sözcüğün pek de ne olduğu merak edilmez. Söz gelimi yukarıda 
UNESCO'nun 33. Genel Konferansında kabul edildiği söylenen sözleşmeler ve bildirgeye 
medya, hiç yer vermez, içeriğini merak etmez ve bu örgütün ilgi alanı hakkında sansasyonel 
bir olay söz konusu olana kadar UNESCO Dünya Miras Listesini de unutur. Oysa bu liste, bir 
prestij listesidir ve bu listeye girmek için çok ciddi çabalar gerekir. Yerine getirilmesi 
öngörülen  şartların toplumca benimsenmesi bir kültürel miras bilincinin oluşması anlamını
taşır ve bu yanı ile belki de söz konusu toplum için, bu listeye girmekten çok daha önemli 
olduğu, söylenebilir.  
Henüz çok yaygın olarak bilinmese de Dünya Miras Listesine ek olarak, "Biyosfer Rezervleri 
Listesi"; "Somut Olmayan Kültürel Miras Başyapıtları Listesi"; "Dünya Belleği Listesi" olarak 
isimlendirilen prestij listeleriyle UNESCO, 191 üye ülkenin insanlarını yönlendirme ve 
insanlığı, varoluşundan günümüze dek ürettiği kültür değerleri ve yaşadığı doğa ile daha 
barışık hale getirmek üzere yeni yasal (normatif) aygıtlar oluşturmaktadır. Türkiye, yaklaşık 
otuz yıllık bir serüvenden sonra bu yıl, "Borçka Camili Ormanları"nı ülkemizin ilk Biyosfer 
Rezervi olarak kaydettirilmesini başarmıştır. Bu başarısı ile Türkiye, tüm biyolojik gen 
depoları ve bunların yönetimi açısından bir koruma, kollama misyonunu, tüm insanlık adına 
üslenmiş bulunmaktadır. "Meddahlık ve Meddah Geleneği" ile "Mevlevi Müziği", Türkiye’nin 
Somut Olmayan Kültürel Miras Başyapıtları Listesinde son bir kaç yıl içerisinde yer almasını
sağladığı iki önemli kültürel değerimizdir. Somut Olmayan Kültürel Miras kavramı, tüm 
insanlığın, göreli olarak göz ardı etmekte olduğu bir kültür boyutunu dikkatlere sunmaktadır 
ve aynı ismi taşıyan bir sözleşme ile üye ülkeler, bu kaygı doğrultusunda duyarlı olmaya 
çağrılmaktadır. Aslında Türkiye, tüm dünya ülkelerine bakarak, bu yeni kavramı, son birkaç 
yıl içerisinde, yasal mevzuatı içerisine alma başarısını gösteren öncü ülkeler arasındadır. 
Şimdi beklenen, bu sözleşmenin bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 
onaylanmasıdır. "Kandilli Rasathanesi El Yazmaları", "Boğazköy Tabletleri" ve "Süleymaniye 
Kütüphanesi  İbni Sina El Yazmaları" ülkemizin Dünya Belleği listesine sokma başarısı
gösterdiği, kayda değer ve listeye girmekle, Türkiye adına dünya ölçeğinde tescil edildi, 
anlamını taşıyan, diğer kültürel varlıklarımızdır.  
Yukarıda değinilen tüm bu başarılarda, UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun önemli katkıları
olduğunu söylemek, abartı olarak algılanmamalıdır. Milli Komisyon, tamamen onursal bir 
görev anlayışı içerisinde, uzmanlık alanlarındaki paha biçilmez katkılarıyla hazırladıkları ve 
böylece prestij listelerinde yer alma başarısını sergiledikleri çalışmaları için,  İhtisas 
Komitelerinde yer alan uzmanlarımıza, aydınlarımıza, bilim insanlarımıza teşekkür borçludur. 
ayrıcalığı hala devam etmektedir. Birleşmiş Milletler'in içinde bulunduğumuz bin yıl için 
öngördüğü hedeflerin gerçekleştirilmesini de içeren UNESCO önceliklerini, olası
esinlenmeler için vurgulamanın yararı yadsınmamalıdır. Bu önceliklerin  alması, bir finans 15
örgütü olmayan UNESCO ilgi alanına ilişkin tayfı (spektrum) da ortaya koyması açısından, 
yararlıdır. Yeni bir dört yıl için Genel Direktörlüğe getirilen Matsuura'ya göre UNESCO'da 
eğitim, "önceliklerin önceliğidir". Bu yaklaşım içerisinde eğitim sektörünün temel önceliği, 
"okur yazarlığa özel önem veren, herkes için temel eğitim"dir. Doğa Bilimleri'nin temel 
önceliği ise "su ve suyla ilintili ekosistemler"dir.  İnsan ve Sosyal bilimler, "biyoetiğe özel 
vurgu yapan bilim ve teknoloji etiği" temel önceliği ile dikkat çekmektedir. Kültür sektörü, 
kültürlerarası ve dinlerarası diyalog gibi önemli bir felsefi yaklaşımın ötesinde, "kültürel 
çeşitliliğin geliştirilmesi ve bu bağlamda somut ve somut olmayan mirasa özel vurgu" gibi bir 
temel öncelik içermektedir.  İletişim sektörünün temel önceliği, "ifade özgürlüğünü içerecek 
şekilde insanların bilgiye erişimini güçlendirmek" olarak özetlenebilir.  
Tüm sektörlerinin diğer öncelikleri de dikkate alındığında, olağanüstü geniş ilgi alanıyla 
UNESCO, Birleşmiş Milletler sisteminin hiç kuşkusuz felsefi mutfağını oluşturmaktadır ve 
Türkiye, böylesi bir yapılanmanın oluşmasına, 60 yıl önce ön ayak olan, ilk 20 ülke arasında 
yer almakla, gurur duymalıdır.  16
İADE İŞLEMLERİ SÜRENLER 
Balıkpazarı Açık Hava Müzesi'nden Çalınan Eser 
Ağlasun Belediye Deposundan Çalınan Eser 
Milas Müzesi Müdürlüğü Bizans Devrine ait Çalınan Sütun Başlığı
Milas Müzesi Müdürlüğü Roma Devrine ait Çalınan Korint Sütun Başlığı
Milas Müzesi Müdürlüğü Beylik Dönemine ait Çalınan Mezar Taşı
İzmir Agora Örenyerinden Çalınan Heykel Başı
İzmir Agora Örenyerinden Çalınan Kül Tablası
Divan Edebiyatı Müzesi Müdürlüğünden Çalınan Kuran-ı Kerim  
Sakıp Sabancı Müzesi Müdürlüğü Bahçesinden Süslü Tepelik Kısmı ve Ayakları Çalınan 
Çeşme 
Samsun İli Alaçam İlçesi Çalınan Çeşmeye Ait Mimari Süsleme 
İzmir  İli, Bergama Müzesi Müdürlüğüne Kayıtlı Koleksiyoner, A. Ziya Öğütcan'ın 
Kolleksiyonundan Çalınan Eserler
Adana Arkeoloji Müzesi Müdürlüğüne Kayıtlı Koleksiyoner Doğan Talu'nun Koleksiyonundan 
Çalınan Eserler 
Bolu Müzesi Müdürlüğüne Bağlı Koleksiyoner Mustafa Tunca'ya ait Çalınan Eser 
İstanbul Türk ve  İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü denetimindeki koleksiyonerlik yapan 
mütveffa Varlık Sadıkoğlu'nun Kolleksiyonundan kaybolan 11 adet kültür varlığı
Orhangazi Türbesi Sanduka Örtüsü 
Isparta Müze Müdürlüğü bahçesinden çalınan mermer lahit parcası
Muktedir BALLI kolleksiyonundan 2 adet kültür varlığı kaybolmuştur. 
Antalya Ili, Side Müzesi Müdürlügü'nden Çalinan Roma Dönemine Ait Kireç Tasindan Kilit 
Tasi 
Mithars Portresi  
Amphora Müzesinden 4 Adet Kültür Varligi Çalinmistir
Antalya Akseki Yeğen Mehmed Paşa İlçe Halk Kütüphanesinden Çalınan El Yazması Eserler 
Enver Kılıç Koleksiyonuna ait 2 Adet Eser 'in eksik olduğu tespit edilmiştir. 17
Leodikya Antik Kenti içinde bulunan kazı deposundan 9 adet Etütlük eser çalınmıştır  
Osmaniye İli, Kadirli İlçe Kaymakamlığı önünden bir adet eser çalınmıştır 
Hacıselim Ağa Kütüphanesi’nden çalınan yazma eserler 
Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Kılıç Ali Paşa ve Nafiz Paşa Bölümlerindeki Kayıp 4 
adet Kur’an-I Kerim 
Yusufağa Yazma Eser Kütüphanesinden Çalınan Arap Harfli Eski Basma Eserler 
Yusufağa Yazma Eser Kütüphanesinden Çalınan Yazma Eserler
Yusufağa Yazma Eser Kütüphanesinden Çalınan Arap Harfli Eski Basma Eserler 
Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi denetiminde koleksiyoncu iken izinbelgesi iptal edilen 
Oktay Kural'ın koleksiyonundan 1 adet aplik kaybolmuştur.  
Amasya  İli, Gümüşhacıköy  İlçe Halk Kütüphanesi Müdürlüğü Bahçesinde Bulunan Mermer 
Mezar Taşı
Aydın İline bağlı, Nysa Örenyeri Tiyatrosundan çalınan mermer friz parçaları
Aydın İli,Milet Müze Müdürlüğünden 1 adet Ostotek ve 1 adet Balbal Tipinde Mezar Taşı ve 
Kültür Varlığı Taklidi Malzemeler Çalınmıştır 
Sivas Müzesi Müdürlüğünden 2 adet kültür varlığı çalınmıştır 
İ. Ayfer Çakan'ın Sikke Koleksiyonuna ait Çalınan Eserler18
GERİ ALINAN ESERLER
ABD'de bulunan bin 676 adet Elmalı sikkesi, 363 adet Lidya eseri, Girlandlı Lahit, Marsyas Heykeli, 
Aphrodisias Friz Bloku, Erdek açık hava tiyatrosundan çalınan torso (insan gövdesi heykeli), 
Zeugma mozaiğine ait parçalar ve Divriği Ulu Cami ahşap panosunun 1988 ile 2000 yılları
arasında verilen hukuk mücadelesi sonrası iadesi sağlandı.  
Türkiye'ye iadesi sağlanan diğer bazı tarihi eserler ve geldiği ülkeler şöyle:  
Almanya: 
 Boğazköy tabletleri ve sfenksleri, Antiochos baş fragmenti, Henkel koleksiyonunda bulunan 
eserler, pişmiş toprak heykelciği, mermer kabartma levha, Bremen ve Tutlingen'de ele 
geçirilen eserler.  
İngiltere:  
Osmanlık Tombağı, İzmir Birgi Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi'nden çalınan minber kapısı, 
Manş Denizi batığındaki eserler, 
Heathrow Havaalanı'nda ele geçirilen eserler, bronz Dionysos Heykeli.  
ABD:  
93 parçadan oluşan Osmanlı giysi koleksiyonu, gemici feneri, Aphrodisias Örenyeri'nden 
çalınan Meleager başı, kurşun mühür, Atatürk'ün gümüş sigara tabakası, Nuruosmaniye 
Kütüphanesinden çalınan Kur'an-ı Kerim, Oklahoma eserleri.  
İtalya:  
Bronz vazo.  
İsviçre:  
Elmalı sikkeleri, İzmir Müze Müdürlüğü bahçesinden çalınan kadın heykeli, Zürich'te ele 
geçirilen eserler.  
Avusturya: 
Mermer kadın başı.  
Danimarka:  
 Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camisi'nin giriş kapısı panoları.  
Anadolu'ya ait eserlerin iadesini sağlamak için 17 milyon dolar harcama yapıldı. 19
BASINDAN HABERLER  
Türkiye’deki Basından Haberler
İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümü Öğretim Üyesi Yrd Doç Dr  Şevki DÖNMEZ, 
Türkiye’deki yasadışı tarihi eser piyasasının yıllık 30 ila 50 milyon dolar arasında olduğunu 
söylüyor. Son 10 yılda 60 müze ve ören yeri soygunu kayıtlara geçiyor. Ayrıca Kültür 
Bakanlığının çeşitli yerlere yolladığı raporda tarihi değeri yüksek 3 bin eserin çalındığı haberi 
veriliyor. Yasadışı kazı yapanlar, özellikle altın peşinde olduğundan değersiz gördüğü her 
şeye zarar veriyor. Mezar taşlarını  kırıp içinde altın arayanlar bile var. Eskişehir’de kaya 
anıtlar dinamitle patlatılıyor.Bu olaylar bu kadarla da sınırlı kalmıyor.Yurt dışına bir çok 
eserler kaçırılıyor. 
New York Metropolitan Müzesi,  İtalya'dan yağmalanan tarihi eserleri iade kararı aldı. Bu 
karar Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü Anadolu'dan kaçırılan bir çok tarihi eser, 
aralarında Metropolitan Müzesi'nin de bulunduğu, yurtdışındaki bir çok müzede sergileniyor.  
Türkiye Bergama Zeus Sunağından, Cizre Ulucami kapı tokmağına kadar bir çok tarihi eseri 
geri istiyor. 
Türkiye'de arkeolojik çalışmalar her yıl başka bir zenginliği gün yüzüne çıkarıyor. Ama bu 
zenginlik her zaman Türkiye'de sergilenemiyor. 
Tarihi eserlere 19. yüzyıldan beri hırsızlar dadanmış durumda. Türkiye'den çalıyorlar başka 
bir ülkede sergileniyor. işte bir örnek, Ayasofya camii haziresindeki Sultan 2. Selim türbesinin  
10 yıl önce çalınan çinileri, bugün Fransız Louvre Müzesi'nde. 
Türkiye gibi tarihin beşiği olan İtalya ve Yunanistan da benzer durumla karşı karşıya. 
Yüzyılın en büyük tarihi eser kaçakçılığı,  İstanbul Paket Posta Merkezi Müdürlüğü’nden 
1991’de Avrupa’nın çeşitli kentlerine postayla yapılmış.. Geri dönen iki koliden çıkanlar, 
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak.. 
İstanbul–Münih hattında, Cumhuriyet döneminin en büyük tarihî eser kaçakçılığının PTT 
üzerinden gönderilen kolilerle gerçekleştirildiği ortaya çıktı.  İstanbul Paket Posta Merkezi 
Müdürlüğü’nden 1991’de Avrupa’nın çeşitli kentlerine postalanan 91 kolide 150 binin 
üzerinde tarihî eser olduğu belirtiliyor.  
  20
DEVLET NE YAPIYOR ? 
Davalar açıyor. 
Vatandaşları bilgilendiriyor. 
Hakkını arıyor. 
Güvenliği arttırıyor. 
Caydırıcı cezalar bulmaya çalışıyor.
  
SONUÇ  
Tarihi eserlerimizin kıymetini bilip, korumalıyız. 
Daha bilinçli vatandaşlar olmalıyız. 
Müze ve ören yerlerinde daha dikkatli davranmalıyız. 
Bu duruma dur denmesi için daha kaç tane eser çalınmalıdır???
 


Fatih sitesi Pamukkale sokak no : 28 Kozlu Zonguldak
0530 777 0657